Sümbülzâde Vehbi Efendi
Divan Edebiyatı şairlerinden olan Sümbülzâde Vehbi Efendi, Osmanlı döneminde “rücu” şiirleriyle de ayrı bir ün yapmıştır. Bir gün padişah Vehbi’yi yanına çağırır ve der ki? “Bana öyle bir şiir yaz ki ilk mısrayı okuyunca içimden seni boğarak öldürmek geçsin. İkinci mısrayı okuyunca da ödüllendirmek gelsin” der.
Bunun üzerine Sümbülzâde Vehbi Efendi, padişaha öyle bir gazel yazar ki kellesi cellata gider gelir.
Azm-ü hamam edelim, sürtüştürem ben sana,
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can..
Lal-ı şarab içirem ve ıslatıp geçirem,
Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan..
Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır?
Lale ile sümbülü kahkülüne nevcivan..
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan..
Salınarak giderken arkandan ben sokam,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.
Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan.
Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç,
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan.
Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.
Herkeze vermektesin, birde bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.
Sen her zaman gelesin, ben Vehbi’ye veresin,
Esselamün aleyküm ve aleykümselâm…
SÖZLÜK:
Azm: Toplantı
Zer: Altın
Drahsan: Süslü
Nevcivan: Genç kişi
Dest: Ayak
Sahtiyan: Kuzu derisi
Nagihan: Aniden
Sadumnan: Mutlu, sevinçli
%%% %%% %%%
Kaynak: Mehmet Kozanoğlu